29 Ocak 2013 Salı

Ölmek İçin Güzel Bir Gün - A Good Day To Die Hard

Yıllardır psikopat düzeydeki düşmanlarla uğraşan aksiyonu milyonlara tattıran ve kendisini sevdiren, gittiği her yerde tehlikenin göbeğini muhakkak bulan ve atlayan bir karakter.

John McClane.
En son filminde siber suçlarla savaşan ve sakin bir süre geçirdikten sonra artık Rus mafya liderinin hapisten kaçması ile yeni takibini bulan McClane(Bruce Willis), Rusya'ya doğru yola çıkmıştır.Rusların Mafya dünyasında kendisini ortaya çıkarması ile birlikte karşısında aynı olayı araştıran oğlu Jack McClane(Jai Courtney)'i CIA tarafında görünce işler karışacaktır.Ya da ikilinin kuracağı bir aile ekibi ile birlikte işler daha da kolaylaşacaktır.Bu ikili Rusların mafya sektörünün dibine kibrit suyu döker mi ki?
Başlığından, nedense John McClane'in en sonunda hakkın rahmetine kavuşup, serinin sonunu getirdiğini düşünmüştüm.CIA işin içine girince, nedense şimdi de ölmüş gibi gösterip emekliliğin tadını çıkarabileceği fikri aklıma yerleşti.Oğlunu da işin içine sokunca serinin yan dalı ile devamının gelme ihtimali de bir şimşek gibi çaktı, babadan oğula misali.Fragmanı izleyince bu serinin mutlaka devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bruce Willis'in yıllarca seriyi iyi yüklendiğini ve seriye girip çıkan oyuncularla birlikte işi iyi götürdüklerini söylemek gerekir.Bu yıl ki, Bruce Willis'in planlarının çok dolu olduğunu varsayarsak, serisine de zaman ayırıp aradan çıkarması da ilginç.Neredeyse tüm filmlerde oynuyor gibi, en azından 5 dk bile görünüyor :) . Ajandası bayağı bir kalabalıktı.Belki bu filmden sonra biraz dinlenir.
Oğlu rolünde Jai Courtney, kızı Mary Elizabeth Winstead, Cole Hauser, Megsalyn Echikunwoke, Yuliya Snigir, Patrick Stewart,... şeklinde oyuncu kadrosu devam ediyor.Yönetmen koltuğunda ise; Anka'nın Uyanışı ve Max Payne gibi filmlerden tanıdığımız John Moore oturuyor.
Serinin bu son filminde, aksiyona ve baba oğulun aile bağları zırvalarına doyacağımızdan eminim.IMDB'de fragmana bir göz atmalısınız...
İyi Seyirler...

 "Baba, bu sefer mahvetmemeye çalış!"

 "Başlayalım mı?"

 
"Bana mı çekmişsin ne?"

Gösterim Tarihi:14/,02,2013

27 Ocak 2013 Pazar

Upside Down –Paralel Dünyalar


Yurtdışındaki gösteriminin çoktan gerçekleşmiş olduğu yazan film, ülkemizde 05,04,2013 tarihinde vizyona giriyor.Çoğu kişi tarafından internet üzerinden olumlu eleştriler alsa da, filmin duygusal tarafının olmaması halinde Inception tarzı daha da iyi bir filme dönüşebileceği konusunda bir düşünce de var.
Fransız-Canada yapımı olan filmde sinemanın varoluşundan beri filmlere konu olan, zengin kız fakir oğlan arasındaki aşkın savaşı anlatılıyor.
Yönetmen olarak Juan Diego Solanas bize eşlik edecek.Oyuncu kadrosuna bakarsak; Zengin Kız Kirsten Dunst, Fakir Oğlan Jim Sturgess, James Kidnie, Jayne Heitmeyer, Neil Napier,...Güzel bir hikaye izleyeceğe benziyoruz, belki de zaten izlemişizdir.
IMDB'den fragmana göz gezdirebilirsiniz...


Gösterim Tarihi: 05,04,2013


Hansel&Gretel:Witch Hunters – Hansel&Gretel: Cadı Avcıları


Grimm Kardeşlerin zamanında attığı korku tohumları zamanımıza birer peri masalı şeklinde gelmiştir.İşin aslını ise; beyazperde bize göstermekte.Gretel olarak Şahingöz karakteri ile beynime kazınmış olan Jeremy Renner, Gretel olarak Pers Prensinden hançeri almaya çalışan prenses Tamina, Bond Kızı ve Clash of Titans’da Io olarak kendisini kanıtlamış olan Gemma Arterton karşımıza çıkacak.İki kardeş cadının zencefilli kurabiye evinden kurtulduktan sonra kendilerini cadı avlarına adarlar ve bu konuda es geçilmeyecek bir üne sahip olurlar.Bu ün onları çocukların kaçırıldığı bir kasabaya kadar sürükler ve cadıların büyük bir planı vardır.Bakalım kahramanlarımızın bu plan karşısındaki cevapları ne olacak?!...
Filmin yönetmenliğini daha önce adını duymadığımız Tommy Wirkola üstlenmiş.
Fragman için IMDB'ye yönlendiriliyorsunuz :) ...


Gösterim Tarihi: 01,02,2013

Oz The Great And Powerfull – Büyük ve Kudretli Oz


James Franco’yu genelde kendisini sorgulayan, kişiliğinden hoşnut olmayan ve bir dönüş içerisine giren birisi olarak görüyoruz her seferinde.Bu seferde farklı olmayacak, Franco; kendisini 3 büyük cadı arasında Büyük Oz büyücüsüne ve daha da önemlisi iyi bir insana dönüşürken izleyecek.İyi ile kötü arasında seçim yaparken, daha önce tanımadığı bu insanlar arasında kimin iyi kimin kötü olduğuna karar vermek zorunda.
Sam Raimi ile Örümcek Adam serisinde çok iyi ilişkiler kurmuş olduğunu düşünmek çok da gerçekdışı olmaz sanırım.Sam Raimi’nin bu filmde nasıl bir performans göstereceğini büyük bir merakla bekliyorum.Fragmandan anladığımız kadarıyla, görüntü yönetmeni olarak pek de Alice Harikalar Diyarı dışına çıkamayacak bir film gibi duruyor.Öne çıkarsa da, konusu ve oyuncuları ile kendisini kanıtlayabileceğini düşünüyorum…
Fragmana IMDB'den bir göz atabilirsiniz...


Gösterim Tarihi: 08,03,2013

Pacific Rim – Pasifik Savaşı


Pasifik Okyanus’unun dibinde bir geçit açılabileceği kimin aklına gelir, hemde çoğu yaşam formu eğer yalın ise boğulabilme tehlikesindedir lakin durum öyle gösteriyor ki; bu gelenler hazırlıklı.Zira insanoğlunun yaşam alanına göz dikmiş durumdalar.Pek bir beklentim olmasa da, mekaniksel anlamda insanların açlığı ile birlikte beğeni toplayabilir.Canavarlarımız biraz klasik, aynı konu gibi.Bu sebeple mekanik ve gazlama ile gelecek beğeniler biraz düşebilir…
Yönetmen koltuğunda; Guillermo del Toro'yu görüyoruz.
Oyuncular ise köşelerde gizli saklı yan rollerde bize göz kırpan oyuncular; Charlie Hunnam, Ron Perlman, Idris Elba, Charlie Day,...
Fragmana IMDB yazısına tıklayarak ulaşabilirsiniz...


Gösterim Tarihi: 20,07,2012

2013 Filmleri

Bundan sonraki çoğu başlığımın konusu; 2013 sinema yapım analizleri ile ilgili olacak.Toplu halde yazmaya çalışırken, inanın ben sıkıldım ve büyük bir tıkanma sürecine girmiş bulunmaktayım.Hem ben yazarken bu kadar sıkılmışsam, başkaları okurken nasıl sıkılmasın düşüncesi; hem de tıkanıklığımı biraz olsun açma düşüncesi ile kısa kısa kartlar teması ile devam etmeye karar verdim.
Şimdiden iyi okumalar ve iyi seyirler...


21 Ocak 2013 Pazartesi

Life of Pi - Pi'nin Yaşamı

Bir hayvanat bahçesi ile başlıyoruz.Hayvanat bahçesindekilerle tanışarak.Sonrasında bu hayvanat bahçesindekilerden birinin yol boyunca bize rehberlik edeceğini bilirken, gözlerimizin onu araması gayet normal sanırım.Hintlilerin renk edaları avantajından yararlanarak izleyeceğimiz bu film dostluk ile ilgili görünebilir, lakin bence insanın kendisi içinde olan yolculuğu ile ilgili.
  

Life of Pi.
İsmini bir yüzme havuzundan alan hikayemizin anlatıcısı; çoğumuzun Pi sayısı ile alakalandırmasına maruz kalmış olsa da, kısmen doğru bir tahmin olacak.Lakin bu sonraki zamanlarda geçerli olacak bir hadise.Amcasının Paristeki bir halk havuzunda yüzmesi ile adını Piscine Molitor Patel(Ayush Tandon/Suraj Sharma) olarak alacaktır.Bu ismin okulda çocuklar arasında farklı bir hale bürünmesi ise onun için tam bir kabus olacaktır ki; ertesi yıllarda matematikten çalacağı Pi sayısını kendisine hedef olarak alır ve ismini de hakkıyla kazanır.Yıllar sonra kapısına gelen ve yeni bir hikaye arayan bir yazar ile birlikte oluşturacağı anılar serisi önümüze bir film olarak fırlayacaktır.Ailesinin zamanında büyük bir öngörü örneği olarak çıkan işi, yıllar sonra onları vatanlarından koparacak olan neden olacaktır.Pi bu durumdan biraz rahatsızdır zira ailesi gibi evinden kopmak dahilinde yeni edindiği duygularda onu bu topraklardan kopmakta zorlanmasına neden olacaktır.Birlikte çıktıkları gemi yolculuğu; Pi için bir dönüm noktası olacaktır.Gemi denizdeki dalgalara ve fırtınaya yenilir.Pi, beraberinde bir zebra, bir orangutan, bir sırtlan ve bir Bengal kaplanı ile filikada yaşam savaşı vermek durumundadır.Filikadaki bu durum çok uzun sürmez ve Bengal Kaplanı ile başbaşa kalmaları an meselesidir.İkisine de yabancı olan bu dünyada nasıl hayatta kalacaklarını göreceğiz ve hayatta kalmak için birbirilerine ihtiyaçları olduğunu da.
Her sahnede insanı kendisi içinde kaybolmaya iten bir film.Özellikle geminin batmaya başlamasından sonraki sahnelerde, kesinlikle adrenalin düzeyiniz düşmeden izleyeceksiniz ve film içinizde ne olduğunu bilmediğiniz duygulara dokunacak.
Filmin Altın Küre ödüllerinden sonra daha da bir ilgimi çektiğini söylemek isterim.Geçmiş aylarda karşıma çıkan fragmanındaki renklerden ne kadar etkilenmiş olsam da, "Bir gemi kazasından ne gibi bir konu çıkabilir?Olsa olsa bu metaforlar ve hayalgücü karışımlarından başka birşey olamaz." demiştim.Daha da ötesi olabileceğini ne Altın Küre'de ne de fragmanlarında tahmin edemezdim.Altın Küre'de müzikleri ve aldığı ödüller ile sadece biraz izlemem için teşvik etmiş olan filmi izledikten sonra herkese tavsiye edebilirim.Kesinlikle izlenmesi gerekir şeklinde bir tavsiye olur bu.Bu görsel şölen IMDB'den 8,3 puan alırken benden 9,7/10 puanı alır.0,3 puanı ise filmden kafamda kalan soru işaretlerine istinaden ceza olarak kendime saklıyorum.

Ama kim sabit olmayan bir ortamda tüm erzağını açıkta bırakır ki...

Muhteşem bir sahne, hem ağlatır hem güldürür cinsinden...

 Kime doğru döndü ki bu ^_^ ...

Beni besle, beni besle ...

Ve Kaplanla bir film hatırası...

Not1: Richard Parker'ın suya atladığı sahnede, çocuğun gülerek kaplanın balıklarla oynaşmasını izlemesi ve sonrasında rotasını çocuğa doğru çevirmesinde, Pi'in suratının aldığı hal gerçekten izlenmeye değer ^_^ .

Not2: İlginç bir isme sahip filmin başrollerinden Bengal Kaplanı; ismini küçük bir kayıt hatasından almıştır.Avcının yerine kaplanın ismi, kaplanın ismi yerine de avcının ismi yazılmıştır.Ortaya Richad Parker isimli egzotik kaplanımız çıkmıştır.

Not3: Dev Patel'den sonra bu filmle de kariyer yolunda, Hindistan'dan kendisine çıkış yolu bulacak oyuncular görebiliriz.

Not4: Bu ufaklıktan sonra Les Miserables ile En İyi Erkek dalında ödül alan Hugh Jackman'a acımaktan vazgeçtim.Kesinlikle bu çocuğun alması gereken bir ödül.
Not5: Anlatılan hikayelerden hangi versiyonu diğerinin tabanıydı, hala çözemedim. 0,3'ü de kırdım oradan.Ama Pi'nin istediği olsun ^_^ ...

18 Ocak 2013 Cuma

Fringe Finali

Kendime hatırlatma;
Bugün Fringe Division sona erdi.Dizi 5. sezon finali ile birlikte hayranlarına veda etti.Diziden genel olarak yapılan açıklama; bir anda sonu olmayan bir şekilde seyirciyi bırakıp gitmek istemedikleri yönündeydi.Dizinin sürekli olarak iptal edilebilecekler listesinde bulunması, seyirciler dahil herkesi olumsuz etkiliyordu.Birgün dizi saati geldiğinde artık yeni bölüm yok olayıyla karşılaşmak her takipçinin ve ekibin korkulu rüyasıdır, sanırım.Dizinin azımsanamayacak miktardaki takipçisine rağmen reytingleri zar zor toplaması, işi daha da zora sokuyordu.Hikayeyi düzgün bir şekilde kapatıp, hayranlarını hayal kırıklığına uğratmak istemediklerini sürekli olarak tekrarlayan ekip; projeninde hakettiği değeri bulmasını istiyorlardı.
En sonunda sezon finali ile birlikte bitiş çizgisini gördük.Keşke bitmeden, bilimselliğe doymuş ve maceranın dibine inmiş bir sınır bilim olayı ile devam edebilseydik.
Dünyamızda bile olabilecek olan sonsuz olasılıkları bana hatırlatan bir dizi...


Ben Affleck'in Golden Globe'u

Basınımız neden hep yükselen yanında yer alıyor ki?Google'da Altın Küre 2013 diye arama yaptığınızda karşınıza çıkan sonuçlar hep "Argo" filmi ve "Ben Affleck" fotoğrafları oluyor.Altın Küre ödüllerinde başka neler olduğunu sadece izleyenler mi bilecek?Sabahlara kadar oturup da Tv izlemeyen insanlar sabah kalkıp haberlere tıkladıklarında, sadece bir kazanan olduğunu mu bilecekler?Oscar'a öncülük ettiği söylenen ve artık bu görevini de yerine getiremeyip, apayrı bir kategori kazanmış oluyor.
Ben Affleck'in başarısını da filmini izlediğimde takdir edeceğimi düşünebilirsek, Jodie Foster'ın espritüel emeklilik açıklaması, Hugh Jackman'ın bisikletini deneme çekimleri sırasında çaldırması ve bunu en iyi erkek oyuncu ödülünü alması konusunda uğur getirdiğini düşünmesi, sahneye çıkıp en iyi yönetmen ödülü alan Ben Affleck'in yapımcısına teşekkür etmeyi unutması üzerine kendisinden sonra sahneye çıkıp Jennifer Garner'ın bu görevi devralması, hiç bilmediğim bir diziden hiç tanımadığım bir bayan oyuncunun ödül alması, ...
Ama bizim basınımızdan Altın Küre'den aklımızda kalacak olan görüntü ile noktalayalım...


Not: Benim yaptığım çok farklı oldu ya şimdi :( peh peh peh...

10 Ocak 2013 Perşembe

Skyfall

Tüm ajanlar büyük tehdit altındadır. Nato’nun neredeyse tüm ajanlarının kimlik bilgilerinin bulunduğu disk,  teröristlerin eline geçer ve bu tüm departmanın gizliliği açısından büyük bir kriz olacaktır.Bu krizin bir komploya kadar uzandığını öğrenmeleri çok uzun sürmeyecektir. M’e karşı planlanan bir komplo.
   


Bond.James Bond…

007 serisinin 23. Filmi Skyfall ile karşımızda.Ülkemizde filmin başlangıç sahnelerinin çekilmesi ile birlikte bizim için daha da ilginç bir hal alan, filmin müziği daha vizyona girmeden listelerde kendisine hatrı sayılır bir yer edinerek daha da ilgi çekici bir pozisyon kazandı.Seslendirmesini Adele’in yaptığı şarkı, şarkıcının başarılı geçmişi ile birlikte beklenen yerini de aldı.
Ajanların kimlik bilgilerinin yer aldığı disk teröristlerin eline geçer, bu sırada Bond(Daniel Craig) bir görev sırasında yaralanır ve ortadan kaybolur.Belirli bir zaman geçtikten sonra Bond’un öldüğüne karar verilir.Şifreleme kodlarını ele geçirmek için, MI6’nın kıdemli yöneticisi M(Judi Dench)’in bilgisayarına kadar girmeyi göze alan teröristler acaba sadece para ve can kaybı amaçlı saldırılar mı peşindedirler?Yoksa bu bir intikam planı mıdır?
Ralph Fiennes’i bir o yanda bir bu yanda seçemeyeceğimiz taraflarda bulunan Güvenlik istihbaratı başkanı gibi bir şey konumunda göreceğiz, tarafını doğru seçsen iyi olur Ralphie.Javier Bardem filmde kendisini beklenmedik bir şekilde kendisini verdiği kötü rolüyle gösterecek.Bond’u bayağı bir zorlayacak gibi duruyor.Oynadığı diğer filmlerden sonra bu filmde karşıma denk gelince, artık hangi rol olursa olsun altından kalkar gibi bir görüntü yarattı.Ve son olarak Bond’un kızları; Bond filmi olurda kızları nasıl olmaz!Naomi Harris ismini bile filmin sonunda öğreneceğimiz bu Bond kızımız bir ajan ve maalesef filmin başında öyle büyük bir hata yapıyor ki; bu hata sahadan uzak tutulmasına sebep oluyor.Film boyunca da çeşitli esprilerle Bond yüzüne vurmaktan çekinmiyor ve işin garibi bunu flört hilesi olarak kullanıyor.Kız da tabi olarak yutuyor J .Diğer Bond kızımız ise; klasik zor durumda kalan tuzak olarak kullanılan Bérénice Marlohe Silva(Javier Bardem) karakterinin zorla elinde tuttuğu Sévérine olarak karşımızda.İlk olarak patroniçe görüntüsü çizse de, sonrasında … ups diyerek kesiyorum.
Sonuçta; Bond’un uzun bir süre sonrasında M’e ve ülkesine destek olmak için geri dönmesi her şeyi halledebilecek midir?Bond’un fiziksel ve psikolojik değerlendirmeleri, hükümetin soruşturmaları M ve Bond’u bayağı zorlayacaktır.Karşılarında bu işi kendi taraflarından görebilen birisi olduğunu anlamaları pek de  uzun sürmeyecektir.İşin arkasındaki kişiyi bulduktan sonra, M ve Bond, geçmişleri ile yüzleşmek zorunda kalacaklardır.
Serinin çoğu filminde karşımıza çıkan soğuk  ama esprili Bond duruşunun bulunduğu sahneleri yine kaçırmıyoruz.Misal;
“Vagon değiştiriyorum!” diyerek espritüel repliklerini sıralarken gördüğümüz sahnede klasını bozmadan yer değiştirişi takdire değer sanırım.
… evin yerle bir olması sırasında; “Burayı hiç sevmemiştim, zaten!” deyişi ile son bakışlarının ters düşüncelerde olduğunu görmek kaçınılmaz.Ama Bond bu!
Kendisine ateş eden ajan ile muhabbetinde; “En iyi atışında bile sağ kalabilirim.” Flörtünü kullanması gerçekten ajanlara özgü bir şey olabilir.
Oturmuş tablolara bakarken, yeni ekipmancısı ile tanıştıkları anda; “Şaka yapıyor olmalısın….. Çünkü senin daha sivilcelerin var.” Klasik aldırışsız Bond tasvirini gözler önüne seriyor.
Seriye çok yakışan Daniel Craig, imdb’de anons edildiği üzere Bond24 Bond25(daha senaryosu bile ortada olmadığından belki de daha ismini bile yazamadıklarından verdikleri isim olduğunu düşünüyorum) filmlerinde de yer alacakmış.Çoğu internet sitesinde serinin son filmi ya da Daniel Craig’in yer aldığı son bölüm olduğu üzerine dedikoduları yayılan Skyfall anlaşılan kaldığı yerden devam edecek.Lakin bir bayan karakterin üst olarak yer alması, hele ki Bond’a yüz vermeyen tipinden, her zaman ironik bir espri olmuştur, benim gözümde.Şimdi ise; … daha fazla konuşmayayım. :) 
IMDB'den 8.0 alan film bendende aynı puan ile ayrılıyor.

İyi Seyirler…

Karşınızda M...

 İlk defa başıma geldiğini nereden biliyorsun?...

Olmazsa olmaz Bond sahnesi... 

Hey, ben yeni ekipman uzmanıyım...

 Ve Kes...


Not: İstanbul’da çekilen sahneler sırasında kulağıma çarpan Kemal Sunal’ın muhteşem repliği: “Eşşeoğlu!”Buradan hayatımızda nasıl bir rol üstlendiğini de görüyor ve elin UK’inin filminde de figüranların dilinden ekranımıza yansır işte.

Not: “Bloody” kelimesinin her cümle içine serpilmesi ilginç bir İngiliz esprisi sanırım.

5 Ocak 2013 Cumartesi

Hope Springs - Aşk Yeniden


 
Sevgi insanlar için muhteşem bir şey.Yaptırabilecekleri, korkmanızı sağlayabilecekleri, fırsatları ile…
İnsanların azıcık bir sevgi için yapmayacakları şeyler yoktur.Ufacık bir gülümseme, bir bakış, bir dokunuş.Hope Springs – Aşk Yeniden ’de bunu anlatan bir hikaye.
Kay(Merly Streep) ve Arnold(Tommy Lee Jones) evliliklerinde 31 yılı devirmiş bir çifttir.Lakin Kay bu ilişkinin izlediği yoldan memnun değildir.Hayatını dikkatli bir şekilde biraz olsun inceler ve gördükleri hoşuna gitmez.Aslında her gün gördüğü lakin kendisinden saklamaya çalıştığı mutsuzluğu onu kitapçıda bulduğu bir kitap ile yakalayacaktır.Sonrasında ise; hayat arkadaşını kitabın yazarı olan ilişki uzmanı olan Dr. Feld(Steve Carell)’i görmek için kısa bir yolculuğa çıkmaya ikna etmeye çalışacaktır.Kay ve Arnold, Dr. Feld’in yanına gittiklerinde işin ne boyutta olduğunu görecekler ve karşılaşacakları sorunlarla ne dereceye kadar savaşacabilecekler midir?
Film kategori olarak; komedi,dram ve romantik olarak değerlendirilse de; dram olmasını gerektirecek herhangi bir neden göremiyorum.
Merly Streep bir yana, Tommy Lee Jones’u bu tarz filmlerde görmeye alışkın olmadığımdan ilk başta yadırgadım.Lakin yadırgamamın getirdiği bir olumsuzluk değildi, tam da filmde olması gerektiği gibi bir karakter karşıma çıkmış oldu.Aksiyon filmlerinden sonra biraz dinlenmiş olduğunu düşünüyorum ya da daha çok yorulduğunu mu düşünsem? J Çocukluğumuzun aksiyon karakterleri yavaş yavaş kendilerine duygusal komedilerde ya da direkt duygusal filmlerde yer ediniyorlar.Tommy Lee Jones için bu tarz bir filmde karakteri gereği başarılı olmuş diyebiliriz.
İlişkide bir kişinin attığı adımın nerelere kadar uzanabileceğine ve karşı tarafı ne kadar etkileyebileceğine tanık olacağız.Yaşın ilişkilerde sorun teşkil etmediğini, aksine sevginin her dönemde bir ihtiyaç olduğunu göreceğiz.Ve tarafların her ne kadar yargılarına ters düşse de, birbirileri için ne kadar ileri gidebileceklerini, kendilerine ters düşen şeyleri yapabileceklerini kim tahmin edebilir.Sevgi her şey midir?
Hafta sonu film etkinliklerinizde patlamış mısırınızı alıp izleyebileceğiniz bir film.IMDB ’den şimdilik 6.5 puan alan film, benden de 6/10 puan alıyor… 

 ”Derinlerdeki anılardan bahsederse…”
                                               “Gay adamdan düz kadına sex önerileri”…
“Aklından bile geçirme”…

Not: Filmin adı size de; diğer Hope Springs’i anımsatmadı mı?Colin Firth’in ki…

Flight - Uçuş


2012’nin son filmlerinden olan Flight.Fragmanını gördüğümden beri heyecanla bekliyordum.Film çok sevdiğim bir ekibi bir araya getiriyor.Konusu; yaşadığım şehirde tanıdığım çoğu insanın birkaç defa girip çıktığı bir sektöre ait.

Flight – Uçuş
 Kaptan Whitaker(Denzel Washington) havalimanına yakın bir havalimanında uyanır ve yanında uçuş görevlisi Katerina Marquez(Nadine Velazquez) bulunmaktadır.Bütün geceyi seks, alkol ile geçirmişlerdir.Sonraki uçuşa 2 saat kala saatin alarmı ile uyanır, sonrasında uçuşa gidebilmek için kokain çeker.Normal uçuş öncesi hazırlıklarını tamamlamış olan kaptanımız kalkışa hazırdır.Yardımcı pilotu Ken Evans(Brian Geraghty) ile birlikte kalkışa geçerler lakin çok zorlu bir hava koşulu ile karşı karşıya kalırlar.Kaptanın hareketlerinden nem kapan mülayim yardımcı pilotumuz ne kadar uyuz olsa da, kaptanın dediklerini yerine getirir ve zor da olsa hava koşullarından kurtulurlar.Gün ışığına çıktıkları anda, kabinden büyük bir alkış da kopar.Bu arada daha sonra yollarının kesişeceği, Nicole Maggen(Kelly Reilly)’ın hayatından da kesitler karşımıza çıkıyor.Zorlu günlerinden sonra; alkol ve eroine sığınmış olan Nicole daha da derin bir çıkmaza girmek üzeredir.Margaret Thomason(Tamara Tunie) sızan kaptanımızı uyandırmaya geldiğinde, kalkıştan sonra 26. dakika geçmiştir ve artık iniş zamanı gelmiştir.Derken Mekanik bir gürültü ile uykusundan irkilen Whitaker zaman kaybetmeden uçağın kontrolünü ele alır ve teknik arıza sebebiyle dalışa geçerler.İkili tüm teknik prodesürleri uygularlar.Uçağın kontrolünü sağlamak git gide güçleştiği için; içgüdesel olarak bir hamle ile uçağı ters çevirmek için işe girişir.(Bu kısım da babası ile yaptığı uçuşların etkisi olduğunu düşünüyorum.) Soğukkanlılıkla kararları alıp, uçağı ters çevirip hız kaybetmesini sağlayarak uçağın boş bir tarlaya inmesini sağlıyor.Bu şekilde 102 kişiden 96’sının hayatını kurtarır, 6 kişi ise hayatını kaybeder.Hastanede gözlerini açtığında ulusal bir kahraman olarak ilan edilmiştir bile.Ta ki; işin alkol yanı ortaya çıkana kadar.Kanındaki alkol, hastanede yapılan test sonucu ortaya çıkar ve çok zor bir hamleyi başarabilmesine rağmen teknik hata pilotaj hatası şeklinde insanlara görünmeye başlayacaktır.Pilotumuz; bu süreçte alkol, uyuşturucu, aile ve vicdan sorunları ile karşı karşıya kalacaktır.Bunları nasıl aşacağını göreceğimiz Whitaker karakterinde her zamanki gibi muhteşem bir iş çıkaran Denzel Washington, Robert Zemeckis ile olağanüstü bir yapıma el atmışlar.
Uçağın kalkışından itibaren ortaya çıkan gerilim kesinlikle insanı içine çekiyor.Zemeckis’in bu konudaki tecrübesi su götürmez bir gerçek.Çocukluğumdan beridir perdede izlediğim filmleri, bu tecrübenin kanıtıdır.Zemeckis; Back To The Future, Forest Gump, Cast Away, Monster House, The Polar Express,  Real Steel,… filmlerinde yazar, yapımcı, yönetmen olarak farklı roller üstlenmiştir.Animasyon yapımlara geçiş yaptıktan sonra hafif bir düşüş yaşasa da, Flight filmi ile geri dönüş sağlamaya çalıştığını görüyoruz.Dipnot olarak; kişisel görüşüm Cast Away’den sonra hissedilen bu düşüşte, maalesef ki Tom Hanks’de onunla birliktedir.Flight filminde; efektlerin, müziğin ve oyunculuğun müthiş buluşması sonucu belki de basamak basamak geri dönüşü yakalayabilecektir.
Filmin; uçağın düştüğü sahneden itibaren beklenen aksiyon dozu büyük bir hızla azalmıştır.Bu zaten konu itibariyle beklenen bir azalıştır.Filme gidenler eğer ki bu sebeple hüsrana uğradıklarını söylerlerse, kesinlikle haksız duruma düşerler ki; oyuncuların dram ve duygusal inişler-çıkışları bir nebze olsun bu aradaki payı kapatmaktadır.Film kesinlikle izlenmesi gerekenler kategorimde bulunmaktadır.
IMDB’den 7,5 almış olan film benden 8 puan alıyor ve fragmanından görerek beklediğim filmin değerini kazanıyor.
İşin ince esprisini de son olarak ileteyim; uçağa ilk girdiğinde hostese Baptist kilisesindeki randevusuna yetiştireceğine dair söz verir ve uçak  Baptist kilisesinin çatısını da parçalayarak bahçesine iniş yapar.

                                                Kaptan tüm ihtişamıyla kabine giriş yapar…

                                                          Ailevi sorunlar çözülür mü ki?..

                                                             İşte o sahne…

                                                                             Çekim arası…

Not: Yaşını başını almış aktörler neden illa ki, Tanrı ile olan hesaplaşmalarını  perdeye döküyorlar.Bu olayın bir benzerini –daha da şiddetlisini- Mel Gibson’da gördük.Denzel Washington’ın gösterişi ele alacağını sanmıyorum.The Book of Eli’dan sonra Flight filminin ikinci yarısından tırstım açıkçası…