Bir hayvanat bahçesi ile başlıyoruz.Hayvanat bahçesindekilerle tanışarak.Sonrasında bu hayvanat bahçesindekilerden birinin yol boyunca bize rehberlik edeceğini bilirken, gözlerimizin onu araması gayet normal sanırım.Hintlilerin renk edaları avantajından yararlanarak izleyeceğimiz bu film dostluk ile ilgili görünebilir, lakin bence insanın kendisi içinde olan yolculuğu ile ilgili.
Life of Pi.
İsmini bir yüzme havuzundan alan hikayemizin anlatıcısı; çoğumuzun Pi sayısı ile alakalandırmasına maruz kalmış olsa da, kısmen doğru bir tahmin olacak.Lakin bu sonraki zamanlarda geçerli olacak bir hadise.Amcasının Paristeki bir halk havuzunda yüzmesi ile adını Piscine Molitor Patel(Ayush Tandon/Suraj Sharma) olarak alacaktır.Bu ismin okulda çocuklar arasında farklı bir hale bürünmesi ise onun için tam bir kabus olacaktır ki; ertesi yıllarda matematikten çalacağı Pi sayısını kendisine hedef olarak alır ve ismini de hakkıyla kazanır.Yıllar sonra kapısına gelen ve yeni bir hikaye arayan bir yazar ile birlikte oluşturacağı anılar serisi önümüze bir film olarak fırlayacaktır.Ailesinin zamanında büyük bir öngörü örneği olarak çıkan işi, yıllar sonra onları vatanlarından koparacak olan neden olacaktır.Pi bu durumdan biraz rahatsızdır zira ailesi gibi evinden kopmak dahilinde yeni edindiği duygularda onu bu topraklardan kopmakta zorlanmasına neden olacaktır.Birlikte çıktıkları gemi yolculuğu; Pi için bir dönüm noktası olacaktır.Gemi denizdeki dalgalara ve fırtınaya yenilir.Pi, beraberinde bir zebra, bir orangutan, bir sırtlan ve bir Bengal kaplanı ile filikada yaşam savaşı vermek durumundadır.Filikadaki bu durum çok uzun sürmez ve Bengal Kaplanı ile başbaşa kalmaları an meselesidir.İkisine de yabancı olan bu dünyada nasıl hayatta kalacaklarını göreceğiz ve hayatta kalmak için birbirilerine ihtiyaçları olduğunu da.
Her sahnede insanı kendisi içinde kaybolmaya iten bir film.Özellikle geminin batmaya başlamasından sonraki sahnelerde, kesinlikle adrenalin düzeyiniz düşmeden izleyeceksiniz ve film içinizde ne olduğunu bilmediğiniz duygulara dokunacak.
Filmin Altın Küre ödüllerinden sonra daha da bir ilgimi çektiğini söylemek isterim.Geçmiş aylarda karşıma çıkan fragmanındaki renklerden ne kadar etkilenmiş olsam da, "Bir gemi kazasından ne gibi bir konu çıkabilir?Olsa olsa bu metaforlar ve hayalgücü karışımlarından başka birşey olamaz." demiştim.Daha da ötesi olabileceğini ne Altın Küre'de ne de fragmanlarında tahmin edemezdim.Altın Küre'de müzikleri ve aldığı ödüller ile sadece biraz izlemem için teşvik etmiş olan filmi izledikten sonra herkese tavsiye edebilirim.Kesinlikle izlenmesi gerekir şeklinde bir tavsiye olur bu.Bu görsel şölen IMDB'den 8,3 puan alırken benden 9,7/10 puanı alır.0,3 puanı ise filmden kafamda kalan soru işaretlerine istinaden ceza olarak kendime saklıyorum.
Ama kim sabit olmayan bir ortamda tüm erzağını açıkta bırakır ki...
Muhteşem bir sahne, hem ağlatır hem güldürür cinsinden...
Kime doğru döndü ki bu ^_^ ...
Beni besle, beni besle ...
Ve Kaplanla bir film hatırası...
Not1: Richard Parker'ın suya atladığı sahnede, çocuğun gülerek kaplanın balıklarla oynaşmasını izlemesi ve sonrasında rotasını çocuğa doğru çevirmesinde, Pi'in suratının aldığı hal gerçekten izlenmeye değer ^_^ .
Not2: İlginç bir isme sahip filmin başrollerinden Bengal Kaplanı; ismini küçük bir kayıt hatasından almıştır.Avcının yerine kaplanın ismi, kaplanın ismi yerine de avcının ismi yazılmıştır.Ortaya Richad Parker isimli egzotik kaplanımız çıkmıştır.
Not3: Dev Patel'den sonra bu filmle de kariyer yolunda, Hindistan'dan kendisine çıkış yolu bulacak oyuncular görebiliriz.
Not4: Bu ufaklıktan sonra Les Miserables ile En İyi Erkek dalında ödül alan Hugh Jackman'a acımaktan vazgeçtim.Kesinlikle bu çocuğun alması gereken bir ödül.
Not5: Anlatılan hikayelerden hangi versiyonu diğerinin tabanıydı, hala çözemedim. 0,3'ü de kırdım oradan.Ama Pi'nin istediği olsun ^_^ ...





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Teşekkürler ;)) (İyi de, kötü de olsa)